PROJELERİMİZ

BURSA UNESCO DERNEĞİ PROJELERİMİZ

Kardeş Okul Projesi
Cumalıkızık Koruma ve Yaşatma Proj.
Proje Uygulama Evi

Cumalıkızık Koruma ve Yaşatma Proj.

Cumalıkızık

Cumalıkızık ile ilgili yazılar...

Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu 2001
Orhangazi evkafına ait 1339 tarihli kayıtlarda Kızık Şıhlar köyü ile birlikte Türkçe isim taşıyan başka yerleşim birimlerine de rastlanır. 18.yüzyıl kayıtlarında Cumalıkızık olarak rastlanır anılan köyün 1339 yılında önce kurulduğu anlaşılıyor aynı vakfa dahil başka Kızık ismi ile anılan köylerinde bulunması, bu yerleşim birimlerin bir Türkmen grubu tarafından iskan edildiğini göstermektedir.

Osmangazi’nin başlangıçta, Söğüt’te kışlayıp Domaniç Dağın’ da yaşayan kalabalık olmayan bir Türkmen aşiretinin beyi olduğu anlaşılıyor. Bu saha çevresinde yer alan üç önemli kasabadan Eskişehir’in 1291’de Bilecik ve İnegöl’ün 1299’da alınmış olması Osmangazi’nin bu tarihlere kadar dar bir sahada önemli bir askeri potansiyele sahip olmadığını göstermektedir. Osmangazi’nin kışladığı Söğüt’e ait 16.yy tahrir kayıtları da burasının küçük bir yerleşim birimi olduğunu işaret etmektedir. Ancak Anadolu’da Selçuklu sahasında ortaya çıkan bunalım, yoğun bir Türkmen kitlesinin Osmangazi’nin aşiretinin bulunduğu Marmara uç bölgesine sebep olmuştur. Kızık köyleri sakinleri de bu sıralarda bölgeye gelmişlerdi.

1295-1303 yılları arasında özellikle Orta Anadolu’yu etkileyen bunalımlı bir dönem  yaşamıştır. 1295 ve 1297’de Sultan Mesud’un da karıştığı Moğol kumandalarından Toğaçar ve Baltu’nun ayaklanmaları yaşanmıştır. 1299 yılında ise bu defa Karaman Türkmenleri’nin desteği ile Sülemiş, bağımsız bir beylik kurmak istemiş ancak isyan bastırılmıştır.

Bu gelişmeler sırasında Gazan Han’ın Selçuklu tahtına yaptığı müdahaleler ve nihayet Sultan 2.Alaadddin Keykubat’ın idam edilmesi (1302) Selçuklu  Devleti’ni çökertmiş, Anadolu’yu Moğol valileri yönetmeye başlamıştı.

Bu yoğun siyasal gelişmelerin yarattığı otorite boşluğu yerleşik ve göçebe halkın güvenliği tehdit ediyordu. Bu tarihlere ait bir kayda göre 1299 yılında Niğde-Kızılırmak arasındaki yörede 3000 kişilik bir grubun çapul hareketleri sonunda “köylerde hiç kimse hayatından emin değildi. Halk uzun süre oranın baskısı ve yağmaları altında kalmıştı.”

Yukarıda gördüğümüz gibi 1291-1291 bizzat Keyhatu’nun çıktığı sefer sonunda Kastamonu’da Rüknettin Kılıç Arslan ile Çobanoğlu Muzafferüddin Yavlak Arslan’ın öldürülmeleri ve daha sonda birbirini izleyen ayaklanmalar özellikle Niğde-Çankırı-Ankara- Eskişehir ekseni üzerinde yaşayan göçebe ve yerleşik halkın güvenliği tehdit etmiş olmalıdır. Bu sıralarda Osmangazi 1286’da Kutaca’yı alarak Domaniç derbendinde (İkizce’de) bu yörenin tekfurlarını yenilgiye uğratmış, 1289’da Karacahisar’ı alarak Eskişehir’de ilk teşkilatını oluşturmuştu. 1291’de Göynük alınarak özellikle göçebeler için elverişli sulak otlak ve yayla sahası genişletilmişti.

Osmangazi 1299 yılında Yenişehir’i kurarak Söğüt’ten bu tarafa taşındı. Pachymeres 1301 yılına doğru Osmangazi’nin Bithinya’da ki korkutucu akınlarından bahseder. O’nun başarıları çevrede yankılanınca birçok Türkmen bu uçta toplanmıştı. Osman Gazi bu kuvvetlerle İznik’i sıkıştırdı  ve şehrin yardımına gönderilen Bizanslı general Muzalon’u bozguna uğrattı. (1301) Bu olay, eski Osmanlı rivayetinde “İstiklal-i Osmangazi” başlığı altında anlatılır. 1302 yılında Bursa-Yenişehir arasındaki Dimboz Boğazında Bursa yöresi tekfurlarının müttefik askeri gücünün yenilgiye uğratılması üzerine, Bursa ovası Türkmenlere açılmıştı. İşte Cumalıkızık sakinleri bu tarihten sonra köylerinin kurmuş olmalıdırlar.

 

Prof. Dr. Fügen Berkay 2001

Cumalıkızık köyü Uludağ yamaçta yer alan, toplu bir mekan yerleşimi gösteren bir orman köyüdür.

Küçük ve büyük balıklı derelerinin arasındaki yamaçta yerleşikleşen köy Bursa’nın fethinden önce oluşturulan bir dokuda, ülke içinde aşağı yukarı XVI. Yy. a kadar, başka köyler ve topluluklar gibiiktisadi ve sosyal bakımdan dengeli, istikrarlı bir hayat sürdürdü. XVI. Yy. dan başlayarak ortaya çıkan sosyal-ekonomik değişme ve bozulmalar kır hayatınıda olumsuz etkilemeye başladı ve bu durum çok uzun sürdü.

Ancak görüldüğü kadarıyla Cumalıkızık hem zengin doğal konumu ve ham de Vakıf köyü olmasından ötürü bu temel sarsıntılardan çok temelden etlilenmedi.

1950-60 döneminde traktörün kullanımının başlaması ve yaygınlaşması, tarıma Pazar ekonomisinin girişi ile başlayan yeni dinamik, Türkiye’de köy nüfusunu hareketlendiren ve iç göçleri başlatan bir başka süreci işaret etmektedir. Bu süreç elbette Cumalıkızık’ı da etkilemiştir.

Hızı artan sosyal değişme, köyü Bursa’nın bitişiğine getirirken 1950’lerde başlayan kestane hastalıkları da ekonominin asıl ayağını aksatmış, köyün bitişiğine kadar gelen şehre olan eğilimi ile ekonomik gerileme yakın zamana kadar süregelen sarmalı başlatmıştır. Köyde geniş toprakların satışı ve şehirde bir hayat kurma eğilimi ve özeni de bu sarmalın bir koludur.

Köy ilk defa içinde bir müteşebbisin atılımıyla 1940’larda elektriğe ulaşmış, ama köylü, kendi köylüsü olan işletmeciyi kızdırınca tesisat sökülmüş, bu defa 1971 de devlet eliyle elektrik getirilmiştir.

90-91 yıllarında köyü kalkındırmak için dağ otellerine köyden kalkan teleferik kurulması öngörülmüş, köylü işletmecilik konusunda Belediye ile anlaşmazlığa düşünce bu şans da yakalanamamıştır.

Genelde iyi bir tarihin ve zengin bir yörenin verdikleriyle esen olan köy kendisini aşan sosyal değişimlerin etkisinde kalmış, kendi bünyesinden ve iç dinamiğinden gelmesi beklenen bir değişimin dışında kalmıştır. Kendi dışında oluşan değişimin etkileri erkek nüfusu ağırlıklı ve kararlarda yine erkek nüfusu etkilidir.

Ancak, üç yıldır süren yeni proje ilginç bir biçimde süreci değiştirmeye başlamış olup köyün iç dinamiği harekete geçirilmeye başlanmış yine ilk defa uykuda bir potansiyel güç olan kadın bilinci ve emeği bağımsız bir ekonomik güce dönük anlamda değerlenme sürecine girmiştir. Bir başka deyişle ev ekonomisine ait ve gelenekte sadece ev tüketimine dönük ürünlerle bu defa ev dışına dönük bir değer alanı ortaya çıkarılmaya başlanmıştır.

Bu durum bize artık bir sit alanı ve mahalle olan köyün karakteristik canlılığını koruyacak ve tamamen terk edilmesi gibi bir tehlikeyi önleyecek yüz güldürücü bir iç dinamiğin harekete geçtiğini gösteriyor.

Böyle bir süreç mevcut bahçe tarımı gelirine iç ve dış turizmin getirilerini ekleyebilecek güce ulaştığında, Cumalıkızık’ın hem korunma hem de yaşatılması amacı geri dönüşsüz olarak gerçekleşebilecektir.

Aslında, son on yıllarda önce sanayi, sonra sanayi ve üniversite şehri olan Bursa’da bu durumun sosyal ve ekonomik bakımdan her kesim için verimli ve kazançlı bir denkleme dönüşmesi, tarihteki temel özelliklerinden olan tarım şehri özelliğinin arka plana itilmemesi ile mümkündür. Turizmdeki süreklilik ve çekicilik de otantik olanın hayatiyetini ve doğallığını geleceğe taşımadaki başarı ile paralel gidebilecektir.

 

Nezaket Özdemir Bircan

DOLUDİZGİN CUMALIKIZIK

Bursa’nın örnek projesi Cumalıkızık Köyü, Mine Ersevinç Akkuş’un Ekin Yayınevi’nden yayınlanan “Cumalıkızık Köy Monografisi” kitabı ile yeniden aklıma düştü. Kitap, Mine Akkuş’un doktora çalışması. Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde görevli Mine Ersevinç Akkuş’un çalışmasını Bursa Araştırması Vakfı’nın desteklediği 20 Ağustos 2000 tarihinde Bursa 2000 gazetesinde yayınlanmıştı. Daha sonra 2004 yılında aynı vakfın dergisinde iki tane de makale görüldü.

-Akkuş, Mine. Geçmişten Bugüne Uzanan Bir Soluk: Cumalıkızık. Bursa Araştırmaları; Kent Tarihi ve Kültürü Dergisi. 2004/6, 10-14s.

-Akkuş, Mine. Temettuat Defterlerine Göre: Cumalıkızık Köyü. Bursa Araştırmaları; Kent Tarihi ve Kültürü Dergisi. 2004/7, 8-12s.

Elimizdeki kitap, çalışmaların tamamlanarak sonuçların yayın hayatına kazandırıldığını gösteriyor. Tanıtım yazısında “Cumalıkızık Köy Monografisiyle, Cumalıkızık Köyü’nün mimari kimliğinin getirdiği önemin yanı sıra üretim ilişkileri, gelenekleri, anlatıları ve tarihselliğiyle köydeki yaşam da irdelenerek, yerel tarih çalışmalarına bir katkı sağlamak hedeflenmiştir,” denilmektedir. Amacına ulaşıldığı kuşkusuz. Köy araştırmalarının hemen hiç yapılmadığı Bursa’da araştırmacılara böylelikle bir ışık da yakılmış oluyor. Arşiv belgelerinden elde edilen bilgiler günümüzde revaçta olan bir araştırma yöntemi olan sözlü tarih çalışmasıyla harmanlanarak köyün hem tarihsel gelişimini hem de güncel konumunun belgelenmesi hedeflenmiş. Böylece Cumalıkızık Köyü Bursa’daki köyler arasında yine ilklerden birini daha başararak hakkında ayrıntılı bir araştırma yapılan bir köy olma niteliğini de kazanmış oluyor. Darısı diğer köylerimizin başına.

Benim Cumalıkızık ile tanışmama gelince, neden 2001 yılında Cumalıkızık hakkında hazırladığım bir PowerPoint sunumu. O sunum nedeni ile Cumalıkızık hakkında bir hayli doküman toplamıştım. Büyük çoğunluğunun aslı veya kopyası temin edilmiş 187 makale, broşür ve kitaptan oluşan bir koleksiyon edinmiştim bu sayede. Tabii ulaşamadıklarım da var içlerinde. Kimler yazmamış Cumalıkızık hakkında, Zeynep Oral’dan Cengiz Bektaş’a Mehmet Yaşin’den Oktay Ekinci’ye kadar. Başta çeşitli mesleklerden akademisyenler olmak üzere, mimarlar, çevreciler, gazeteciler, siyasetçiler, daha kimler kimler. Şairler şiir yazmış, ressamlar çizmiş Cumalıkızık’ı ve fotoğrafçılar hiç boş durmamış. Yapılan bir grafik çalışması 1983 yılında Ağa Han Mimarlık Ödülü kazanmış. İnşallah gün gelir Cumalıkızık bibliyografyasını da yayınlarız. Sunum hazırlamışım da oturup bir yazı yazmamışım. Şimdi, yazma zamanı deyip, gündemi vesile bilerek, Cumalıkızık’ı bir de ben anlatayım dedim.

Uludağ’ın eteğinde 700 yıllık bir direncin öyküsü Cumalıkızık… Recai Coşkun keşfetmiş bu köyü 1973 yılında ve “Mimari Mirasın Korunması, Sivil Mimarlık Örneklerinden Bursa’nın Cumalıkızık Köyü” başlığıyla yüksek lisans tezi olarak incelemiş. Bu bilimsel bakış açısı bir yana şair yönüyle bakınca Cumalıkızık’a “Tükenmişlik yamacına gümüş bir çerçevedir asılan ve dökülen üç damla yaştır yeşil ceviz acısı bakışlardan…” diyor, Recai Coşkun.

Cumalıkızık, 1981 yılında Bursa Koruma Kurulu’nun 12730 sayılı kararla “Kentsel ve Doğal Sit Alanı” olarak koruma altına alınmış. Ancak rivayet odur ki, yaklaşık 1302-1339 yılları arasında bir tarihte Tokat dolaylarında yaşayan 24 Oğuz boyundan biri olan Kızıklar, Karakeçili aşiretinden bir yurtluk ister. Ertuğrul Gazi Uludağ eteklerinde yer gösterir. Yedi kardeş yedi köy kurarlar. Cumali Bey; Cumalıkızık, Hamlı Bey; Hamamlıkızık, Bayındır Bey; Bayındırkızık, Fethi Bey; Fethiyekızık (günümüzde fidyekızık), Dal Bey; Dallıkızık, Derekızık ve Değirmenlikızık. Bu köylerden Bayındırkızık ve Dallıkızık Köyleri günümüzde bulunmamaktadır. Öyküsü böyle Cumalıkızık’ın. Günümüzdeki mimari önemi ise 700 yıllık olmasa bile III.Selim dönemine kadar tarihlenebilen özgün mimari yapıda evlere sahip olması. Osmanlılardan önceki dönemdeki yerleşim özelliklerini ise hiç bilmiyoruz.

Seksenli yılların başına kadar 3000 nüfuslu, 270 haneli köy iken Cengiz Bektaş’ın “Kestane ağız tadı/ Kestanelerimizdi yüzümüzü güldüren kırklarda, ellilerde/ Ağaçlarımız sonra küstüler mi ne…/ “Ayakta öldüler” gerçekten birer birer…/ Birer birer düştüler ki sonra, / Yürek dayanmaz…” Dediği gibi önce kestaneler küsmüş Cumalıkızık’a. Sonra metropolün acımasız kıyıcılığına, gelir kaynaklarının azalmasıyla tek tek boşalan evlere direnmek zorunda kalmış. Camilikızık denmiş, Şıhkızıklar denmiş, Cumalıkızık denmiş, köy iken mahalle olmuş, göç olmuş ıssız kalmış, Geçen zaman içinde nüfusu 800’e hane sayısı 180’e düşmüş. Ve evler… Necatigil Usta’nın deyişiyle “Evlerin içi oda oda üzüntü, / Evlerin dışı pencere,”

Bütün bu karamsarlık, kaderine terk edilmişlik ve unutulmuşluk döngüsü Tophane UNESCO Gençlik Derneği’nin “Korumaya, yaşatmaya ve ortak sorumluluğa çağırıyoruz” duyurusuyla değişir. Günümüzde Cumalıkızık; çarpık şehirleşmeye kentlerde artan köylü nüfus yoğunluğuna, yapay çevre olumsuzluklarına alternatif olarak incelenebilecek özgün, ekolojik, tarihi, kültürel ve mimari bir mirastır. Kat edilen bu yol toplumsal bir çoksesliliğin ürünü. Köye uzatılan el 1992 yılında Yıldırım Belediyesi’nin eski muhtarlık evini onarması ile başlıyor. Onarılan ev günümüzde “Cumalıkızık Etnoğrafya Müzesi” olarak kullanılmaktadır. 1993 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi “Koruma Amaçlı İmar Planı” hazırlıyor. 1996 yılında Mimarlar Odası Bursa Şubesi “Cumalıkızık 2007 Atölyesi” çalışmalarını başlatıyor. 1998 yılı ise bir dönüm noktası. O yıl “Cumalıkızık Koruma-Yaşatma Eylem Programı” başlatılıyor. Proje ortakları; Bursa Valiliği, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Uludağ Üniversitesi, Yıldırım Belediyesi, Kültür Bakanlığı, Tarım İl Müdürlüğü, Mimarlar Odası Bursa Şubesi, Tophane UNESCO Gençlik Derneği, Çekül Vakfı, Gümtop, Tursab, Penelope Tekstil ve Cumalıkızık köylüleri.

Yıllarca süren uzun bir çalışmadan söz ettiğim muhakkak ama bu sürecin aktörleri hiç yılmadı. Projenin başarısının en önemli gerçeği de bu olsa gerek. Cumalıkızık Köylüleri bugün sürdürülen bu kararlı çalışmaların meyvelerini toplamaktadır. Bu proje el ele verildiği, zaman üstesinden gelinemeyecek hiçbir iş olmadığının göstergesi. Topyekün bir kalkınma modeli. Bu anlamlı çalışma ile artık Cumalıkızık turizm rehberlerinde adı geçen, her yıl düzenlenen Ahududu Festivali ile ününü pekiştiren bir köy. Organik tarım yapılan, turizm değerlerinin bilincinde, bozulmamış dokusu ile köy filmlerinde doğal film platosu olarak kullanılan Bursa’ya gelenlerin mutlaka görmek istedikleri bir konuma geldi. Anlaşılmıştır ki; tuğla üstüne tuğla koymak, boşuna değildir.

Siz de Cumalıkızık’ı ziyaret ederek bu sürece katılabilirsiniz. Köyün meydanında Osmanlı’nın simgesi çınarların altında soluklanır, soğuk ayran ve gözlemenizi yedikten sonra enerji tazeleyerek dalarsınız sokaklara. “Birbirine sırt vermiş o güzel ahşap evler, kafesli pencereler, gölgeli taşlıklar, sofalar, avlular, börtü böcekli bahçeler, kıvrılarak uzayan taş yokuşlar, yokuş aşağı süzülen suyun şırıltısı, tarihi hamamın duvarı, camisi, ışıklı bir gülümseyişiyle kapı önlerinde oynayan çocuklar ve sizi köyle birlikte saran mistik bir sessizlik; ev ürünleri satan nineler, Cin Aralığı, hocanın evi, köy ekmeğinin toprak kokusuna karışan kokusu, “ ve daha nice güzellikleri keşfetmek için birkaç saat yetmez. Köy pansiyonunun konukseverliğinde konaklayabilirsiniz de…

Cumalıkızık bu kadar değil. Ertesi gün tekrar çıkın keşfe, yılların kullanımı ile adeta cilalanmış kayrak taşı sokaklar evleri ayırmaktadır. Dar sokaklar, eliböğründe çıkmalara dayalı cumbalarla çatılarda birleşir. Birbirine yaslanan alaturka kiremit kaplı kırma çatılar, sokakları güneş ve yağmurdan korur.  Sırtlarını kuzeye vermiş, günün bütün ışığından yararlanan gülümseyen, sağlıklı evlerin arasında ilerlerken Cin Aralığından zorlanarak geçersiniz teker teker. Cumalıkızık kucaklar sizi sevecen insanlarıyla. Avlular çiçeklerle yaşar, asmalarla şenlenir. Terk edilmemiş hemen her evin bahçesinde bir asma vardır. Asma Cumalıkızık’ta şan demek, sarap demek, yeşil demek, gölge demektir. Öz değerlerini ekonomiye tahvil edip, köylerinde kıvançla yaşayan, karnı tok, sırtı pek insanların dost bakışlarıyla karşılaşırsınız her adımda. Hemen her saçağın altında kırlangıç yuvaları görürsünüz. Çünkü Cumalıkızık’ın bir diğer sakinleridir kırlangıçlar…

Güzel şeyler de oluyor Türkiye’mizde, el ele, gönül gönüle veren insanlarımızın ortak başarılarıyla varılan daha nice güzellikler de anlatılmayı beklemektedir. Cumalıkızık bunlardan sadece bir tanesi. Tarımsal, geleneksel ve turistik gelirleriyle yaşayabilen örnek bir köy olarak Cumalıkızık Mine Ersevinç Akkuş’un kitabında da teslim edildiği gibi, doludizgin yoluna devam etmektedir. Daha nicelerine…

 

 

 

Copyright 2017 | BURSA UNESCO DERNEĞİ

By idedesignoffice.com